Greenvibes Ekolojik

Doğa Dostunuz Olsun

GEZEGEN İKİ KRİZİN TAM ORTASINDA: BİYOÇEŞİTLİLİK VE İKLİM KRİZİ

İklim krizinin yıkıcı etkilerini gün geçtikçe daha fazla hissediyoruz. Ormanlarımızı yakıp kül eden yangınlar, felakete sebep olan seller, sıklığı ve şiddeti artan ekstrem hava olayları, can alan aşırı sıcaklar, eşi benzeri görülmemiş doğal afetler… Peki yaşadığımız kriz, sadece bu kadar mı? Ne yazık ki hayır. İklim kriziyle bağlantılı ve onun kadar aciliyeti olan bir başka krizle daha karşı karşıyayız. O da biyoçeşitlilik krizi… Ve ne yazık ki iklim krizinin etkileri derinleştikçe de biyoçeşitlilik kaybı da artacak. Peki şu an yaban hayat ne durumda? Bu sorunun cevabını almak için birlikte yeni çıkan Yaşayan Gezegen Raporu’nu detaylıca inceleyelim.

“Doğa kaybının durdurulduğuna dair hiçbir emare yok.”

WWF (Dünya Doğayı Koruma Vakfı) ve Londra Zooloji Derneği’nin (ZSL) hazırladığı “Yaşayan Gezegen Raporu”nun 2022 yılı sayısı “Doğa Pozitif Bir Toplum İnşa Etmek” başlığıyla geçtiğimiz hafta yayımlandı. Ve ne yazık ki bu seneki rapor, gezegen ve insanlık için kırmızı alarm verdi. 2020’de çıkan son rapordan bugüne veri setine 838 yeni türün ve 11.011 yeni popülasyonun eklenmesiyle Yaşayan Gezegen Endeksi 2022 bugüne kadarki en büyük veri setini kullandı. Rapor,  insan faaliyetleri nedeniyle doğaya verilen yıkıcı tahribatları gözler önüne seriyor ve gezegenin bir biyoçeşitlilik ve iklim krizinin ortasında olduğunu ve harekete geçmek için son bir şansımız kaldığını doğruluyor. Fakat bir yandan da BM Biyoçeşitlilik On Yılı’nın hedeflerine ulaşma yolunda oldukça geride kaldığımızı gösteriyor. Rapordan direkt olarak alıntılıyorum: “Dünyayı eski sağlığına yeniden kavuşturmak için ivedilikle harekete geçmemiz gerekirken, doğa kaybının tersine çevrilmesi bir yana, durdurulduğuna dair hiçbir emare yok.”

Ayrıca raporda, ekosistemlerin bozulmasının en önemli etkenleri arasında arazi ve deniz kullanımındaki değişiklikler, bitki ve hayvanların aşırı tüketimi, iklim değişikliği, kirlilik, istilacı ve yabancı türlerin olduğu belirtiliyor.. Biyoçeşitlilik kaybı ile ekosistemlerin ve sundukları hizmetlerin bozulmasını doğrudan tetikleyen bu etkenlerin, hızlı ekonomik büyüme, nüfus artışı, uluslararası ticaret ve teknoloji nedeniyle özellikle son 50 yılda artan enerji, gıda ve diğer kaynaklara yönelik talepten kaynaklandığı vurguluyor.

İklim Krizi İle Biyoçeşitlilik Krizi Arasındaki Bağlantı

Yaşayan Gezegen Raporu ayrıca iklim kriz ile biyoçeşitlilik krizi arasında bağlantıya da değiniyor. İklimin değişmesiyle yaban hayatının ve içinde yaşadıkları ekosistemlerin de etkilendiğini vurguluyor. Küresel sıcaklık artışını 1,5 derece ile sınırlandırmayı başaramazsak, önümüzdeki yıllarda iklim değişikliği biyoçeşitlilik kaybının baskın sebebi haline geleceğinin altını çiziyor.

Son IPCC raporuna göre, sıcak hava dalgaları ve kuraklıkların ağaçlarda, kuşlarda, yarasalarda ve balıklarda toplu ölümlere yol açtığını belirtiyor. Ayrıca, iklim krizinin binden fazla bitki ve hayvan türünün tüm popülasyonlarının kaybıyla da ilişkilendirildiğini de söylüyor. 

Artan küresel ısınma ile biyoçeşitlilik kaybı ilişkisi.
Artan küresel ısınma ile biyoçeşitlilik kaybı ilişkisi.

Rapor ayrıca somut örnekler de sunuyor:

  • Avustralya’da 2014 yılında tek bir sıcak günde 45.000’den fazla uçan tilki yarasası hayatını kaybetti.
  • Kosta Rika’daki bulut ormanlarında normal olarak görülen sisli günlerin giderek azalmasıyla altın kurbağanın nesli 1989 yılında tükendi.
  • Avustralya ve Papua Yeni Gine arasındaki küçük bir adada yaşayan küçük Bramble Cay melomys kemirgeninin nesli, yükselen deniz seviyesi ve bir dizi şiddetli fırtınayla yaşam alanının sular altında kalması ve beslendiği bitki örtüsü ile yuvalama alanlarının yok olmasının ardından 2016 yılında tükendi.

Yaşayan Gezegen Raporu’nda Öne Çıkan Noktalar

  • 1970 ve 2018 yılları arasında dünya genelinde izlenen yaban hayatı omurgalı popülasyonlarında ortalama % 69’luk bir düşüş yaşandı.
  • Amazon bölgesindeki ormanların %17’sini kaybedildi, %17’si ise bozulmuş durumda. En büyük tropikal yağmur ormanı artık işlevini yerine getiremeyeceği eşiğe hızla yaklaşıyor.
  • Bölge bazında en büyük düşüşün yaşandığı yer %94 ile Latin Amerika oldu.
  • Su ürünleri yetiştiriciliği, tarımsal faaliyetler ve kıyılardaki yapılaşma nedeniyle mangrov ormanlarında her yıl %0,13’lük bir azalma görülüyor.
  • İzlenen tatlı su popülasyonları 1970’ten bu yana, yüzde 83 düştü. Tatlı suda göç eden balık popülasyonlarında ise 1970 ile 2016 yılları arasında ortalama %76’lık bir düşüş görüldü.
  • Sıcak su mercanlarının yaklaşık yarısı çeşitli sebeplerden ötürü yok olmuş durumda. 1,5 derecelik bir ısınma sıcak su mercanlarının %70-90’ının, 2 derecelik bir ısınma ise %99’dan fazlasının kaybına neden olacak.
  • Okyanuslardaki 31 köpekbalığı ve vatoz türünden 18’inin küresel bolluğu son 50 yılda %71 azaldı.
  • Bugün, bir milyon bitki ve hayvan yok olma tehlikesiyle karşı karşıya. Kuşların, memelilerin, amfibilerin, sürüngenlerin ve balıkların %1,0-2,5’inin nesli çoktan tükendi. Popülasyon bolluğu ve genetik çeşitlilik azaldı. Ayrıca türler, iklim koşullarına göre şekillenmiş yaşam alanlarını kaybediyor.
  • Orman yangınlarındaki artış, kuraklık ve böcek salgınları nedeniyle ağaçların ölmesi, turbalık alanların kuruması ve tundralardaki donmuş toprağın çözülmesi gibi süreçler, ölü bitkilerin ayrışması veya yanmasıyla ve daha fazla CO₂’in açığa çıkmasına yol açıyor. Bu durum, öteden beri güçlü karbon yutakları olarak hizmet eden sistemleri yeni karbon kaynaklarına dönüştürüyor.
  • Her yıl Portekiz büyüklüğünde bir alana karşılık gelen yaklaşık 10 milyon hektar ormanı kaybediyoruz. Özellikle tropikal bölgelerde kaybedilen ormanlar, karbon emisyonlarına yol açıyor; daha sıcak, daha kuru yerel iklimlere sebep oluyor; kuraklık ve yangınların süresini ve şiddetini artırıyor ve kaybolan ormanın büyüklüğüne bağlı olarak yağışların azalmasıyla ve küresel yağış modellerinin değişmesiyle sonuçlanıyor. Örneğin, Orta Afrika veya Güney Amerika’daki tropikal ormanların tamamen yok olması, ortalama gündüz sıcaklıklarını 7-8ºC artırabiliyor ve bu bölgelerdeki yağış miktarını yaklaşık %15 azaltabiliyor.
  • Ekolojik Ayak İzi hesaplamaları, insanlığın gezegenin %75’inden fazlasını kullandığını, yani neredeyse iki Dünya varmış gibi yaşadığını belgeliyor.
  • 511 ülkeyi ve müttefiki temsil eden Amazon Yerli Örgütleri yaklaşan kritik eşiği ve gezegen krizini önlemek üzere acil bir önlem olarak 2025 yılına kadar Amazon’un %80’inin kalıcı olarak korunması için küresel mutabakat çağrısında bulunuyor.

Yaşayan Gezegen Raporu’nun incelemesini yazmak aslında hiç kolay olmadı benim için. Her satırı aslında farkında olup da görmezden geldiğimiz gerçeklerle dolu. Çok kısa sürede gezegeni ve doğal olarak insanlığın geleceğini bu hale getirdik. Her çıkan rapor aynı şeyi söylüyor: Acil bir şekilde adım atılması gereken bir krizler çağındayız. Ve adım atmadığımız her gün gezegene geri döndürülemez zararlar veriyoruz…

Raporun tamamına buradan ulaşabilirsiniz.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: