Greenvibes Ekolojik

Doğa Dostunuz Olsun

Atıksız ve Minimalist Yaşam, Türkiye’nin İklim Karnesi ve İklim Aktivistlerinin Artan Ölümleri

Bu haftanın Greenvibes bültenine hoş geldin. Yeşil Ajans’ta yerelden ve dünyadan ekolojik haberlere biraz değinip Derin Yeşil’de atıksız ve minimalist yaşamı karşılaştırdık. Bir İmza da Sen At’ta güncel imza kampanyalarını ve Gezegenimizin Son Durumu bölümünde küresel ısınma ve karbon salımlarımızın geldiği noktayı derledik.

Greenvibe’ının bol olduğu, keyifli okumalar dileriz.


DERİN YEŞİL

Atıksız mı? Minimal mi? Hangisi?

Ceren Özcan Tatar

Bu iki kavramı birlikte duyuyoruz sık sık. Ama ikisi aslında farklı şeyleri anlatıyorlar. Örtüştükleri yerler de var, farklılaştıkları yerler de, gelin birlikte detaylarına bakalım.

Instagram’daki kullanıcı adım (@atiksizminimalist) her iki yaşam biçimine de olan merakımdan geliyor. Her ne kadar atıksız yanım ağır bassa da minimalizmi de fazlasıyla içselleştirmiş hissediyorum kendimi. Hatta atıksız yaşamı bile minimalizm sayesinde tanıdım. Dolayısıyla, minimalizm hakkında da edecek birkaç kelâmım var sanırım. 

Sıfır atık neredeyse her şeyi tutmak, saklamak, minimalizm ise her şeyden kurtulmak gibi algılanıyor çoğunlukla. Ama aslında ikisi arasında böyle içsel bir mücadele söz konusu değil. Çelişkili oldukları noktalar elbette var, ama aslında o kadar da zıt değiller.

Öncelikle temel kavramlarla başlayalım. Minimalizm ihtiyacınız kadara eşyayla yaşamayı, ihtiyacınız olmayan şeyleri edinmemeyi, ihtiyacınız sonlandığında ise elinizdeki eşyayı uygun şekilde elden çıkarmanızı önerir. Bir çok kanının aksine minimalizmin sayılarla pek ilgisi yoktur çünkü her yaşam biriciktir ve dolayısıyla herkesin ihtiyacı kendi yaşamına göredir. Sosyal medyada kendi ya da minimalizmi anlatan arkadaşlarımın sayfasında sıkça gördüğüm “ama senin eşyan az değil”, “ama sende … var” gibi eleştiriler bu yüzden yersizdir hatta. Çünkü benim ihtiyaçlarımla o yorumu yazanın ihtiyaçları birbirinden farklı. Tabii, bu noktada ihtiyacı da tanımlamalıyız. Minimalizm ihtiyacı sadece fiziksel ihtiyaçlar olarak tanımlamıyor, sosyal, manevi, estetik ve psikolojik boyutları da var ihtiyacın. Yani, evinizdeki bir sanat işi (örneğin bir poster yada bir biblo) sizin estetik ihtiyacınızı karşılıyor, çok sevdiğiniz bir hediye de psikolojik olarak size iyi geliyordur. Bu gibi nesneleri de hayatınızda tutabilirsiniz, ve ihtiyacınıza göre sayısını belirleyebilirsiniz. Bu noktada nesnelere bağlanmamak gerektiğinin altını çizmek isterim ama. Bir anıyı hatırlatıyor diye bir eşyayı tutmak yerine eşyanın fotoprafını çekerek o eşyayı elden çıkaradabilirsiniz, ve bu minimalizm kanadında oldukça makul bir şeydir. 

Atıksız yaşam kavramı ise yine ihtiyaçlarınızı karşılamaya, isteğe dayalı tüketimlerinizin önüne geçilmesini önceler. Ancak burada daha detaylı noktalar var. Atıksız yaşam temelde gezegene bıraktığımız etki ile ilgilenir. yalnızca edindiğiniz nesnenin kendisini değil onun üretimi ve bertarafı sırasında ne gerçekleştiğini de sorgular. İhtiyaçlar burada biraz daha fiziksel ihtiyaçlara kayar, sorguladığımız nokta Dünya’ya nasıl bir ayak izi bıraktığımızdır. Çöp sahalarına ve hatta geri dönüşüme bile bir şey göndermemek hedeflenir ki, bu bazen evde ihtiyaçtan biraz daha fazla kese ya da kavanoz tutmak, atık olabilecek konserve tenekelerini yeniden değerlendirmek gibi anlamlara gelebilir. Bir ürünün tüm yaşam döngüsünü değerlendirerek hareket ederiz sıfır atık yaşamı benimsediğimizde. 

Aslında ikisinin de temelinde ihtiyaç sorgulaması var, ve ikisi de gereksiz, isteğe bağlı şeylerin alınmamasını savunurken bir yandan sadeliği de savunur. ikisi de yararlı, kullanılan, pratik şeyleri kullanıp diğerlerini sadeleştirmeyi önerir. Dolayısıyla aslında birbirlerini tamamlayıcı iki yaşam biçimi olarak görebiliriz atıksızlık ve minimalizmi.

Tabii yukarıda birkaç kere göz kırpan zıtlıklar da söz konusudur. Aslında tam zıtlık değil de, atıksız yaşamla tanışmamış, tanışsa da atıksız yaşamın sebeplerini, ve etkilerini içselleştirmemiş insanların düştükleri bazı farklılaşmalar var diyebiliriz. 

Eğer gezegene olan etkinizi düşünmemeyi ama minimalizmi benimsemeyi isterseniz yine minimalist olabilirsiniz elbette, ama aşağı yukarı şöyle bir çerçevede: Evinizde bir sadeleşme geçirebilir, ya da evinizdeki eşyaları önerilen düzenleme yöntemlerine göre düzenlersiniz. Elinizden çıkan eşyaları satabilir ya da atabilirsiniz, giysiler sizin minimalist estetiğinize uymuyorsa gidebilirler, ama yerine uyanları da ihtiyaç olarak belirleyip alabilirsiniz. Benzer şekilde ev eşyaları için de öyle,  evinizden kullanmadığınız tabak çanağı, mobilyayı çıkarabilirsiniz. Hatta belki kullandıklarınız bile yeni estetik algınıza uymuyor olabilir, bu sefer de onları değiştirebilirsiniz. Hem eşya olarak hem de estetik olarak minimal bir yaşam alanı oluşturabilirsiniz kendinize. Yeni aldığınız eşyaların hammaddeleri, sosyal ve türcül adaletin sağlanıp sağlanmadığı konularına takılmayabilirsiniz. Gezegene yönelik tüm etkilerinizi böylece göz ardı ederek minimal bir yaşam sürebilirsiniz.

İşte atıksız yaşam ile ayrıldıkları nokta tam da burası. Elbette atıksız yaşam sürecinde de yeni şeyler alabilirsiniz, belki mobilyalarınızı yenileyebilirsiniz. Ama bunu yaparken eski mobilyanızın yeniden kullanılmasını sağlar, yenisinin hammadde ve üretim koşullarını mutlaka sorgularsınız. yediğiniz içtiğinizden giydiğinize her şeyin üretimini, kullanımınıi ömrünü, bakımını, tüketimi ve bertarafını, bütün bunlarla beraber sürekli gezegene bıraktığı etkiyi de hesaplarsınız. Yani sadeleştirdiğiniz sadece yaşamınız ya da yaşam alanınız değil, aynı zamanda gezegene etkiniz ve çöpünüzdür. 

Her iki idealin de pek çok ortak noktası var. Minimalizmde bilinçli bir tüketici olmaya başladıkça hayat zaten sizi yavaş yavaş atıksız yaşamın güvenli kollarına bırakmaya başlar. Her ikisi de israfa, ihtiyaç fazlasına bir tepki olarak doğduğu için bir noktada vardıkları yer de aynı noktaya çıkabilir. Bu yüzden her ikisi de olabiliriz. Bu yüzden ben her ikisini de benimsedim. Belki de başladığımız “istek mi ihtiyaç mı?” noktası sonrası karşımıza çıkan yönlendiriciler bu iki farklı ama aynı noktaya çıkabilen yollardan birini seçmemiz için bizi yönlendiriyordur. Ama, kişisel olarak, gün sonunda geldiğimiz noktanın gezegen dostu bir nokta olmasını temenni ederim.


YEŞİL AJANS

Uzmanlar Uyarıyor: Türkiye 20-30 Yıl İçinde Su Fakiri Olabilir

Ondokuz Mayıs Üniversitesi Ziraat Fakültesi Tarımsal Yapılar ve Sulama Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Yusuf Demir, Türkiye’de kullanılan su miktarının yılda 57 milyar metreküp olduğunu,unun 44 milyar metreküpü tarımda, 13 milyar metreküpü sanayi işlemlerinde ve evlerde kullanıldığını belirtti. “ Tarımda kullanılan 44 milyar metreküp suyun yaklaşık yüzde 60’ı yanlış sulama yöntemleri nedeniyle boşa akıyor. Yani tarımda yaklaşık 25 milyar metreküp suyu israf ediyoruz” diye belirten Demir, Türkiye’de yer üstü ve yer altı su kaynaklarının doğru kullanılması anlamında iki temel problem yaşandığını vurguladı. 

Demir, bir ülkenin su zengini olabilmesi için yılda kişi başına 8 bin metreküp su miktarının olması gerektiğini fakat Türkiye’de kişi başına düşen su miktarının ortalama 1300 metreküp civarında olduğunu, hatta  Marmara Bölgesi’nde bin metreküpün de altına düştüğünü vurguladı ve ekledi: “Önümüzdeki 20-30 yıl içinde maalesef su fakirliğine girebilecek bir ülkeyiz. Nasıl doğalgazı borularla ülkenin her yerine taşıyorsak, 15-20 yıl içerisinde bütün şehirler arasında borularla su taşımak zorunda kalabiliriz.”

***

Sarıkamış Ormanlarındaki Yaban Hayatı Takibe Alındı

Boyner ve National Geographic işbirliği ile hayata geçirilen “Bugün Var, Yarın Yok Olmasın” isimli proje ile Sarıkamış’taki yaban hayatın takibe alınarak korunma çalışmalarına destek olunması hedefleniyor. Boyner Büyük Mağazacılık Pazarlama ve Marka Yönetimi Genel Müdür Yardımcısı Nurçin Koçoğlu: “Hayata geçirdiğimiz bu proje, sürdürülebilir bir yaşam için atılmış anlamlı bir adım. Tek bir gezegenimiz var ve gelecek kuşaklara yaşanabilir bir dünya bırakmanın öneminin farkındayız. Doğanın ve canlıların yaşam alanlarının korunmasını önemsiyoruz. Uzmanlar, 1970’li yıllardan bu yana canlı türlerinin endişe verici şekilde yok olduğunu belirtiyor. Kurumların ve bireylerin hassasiyetiyle pek çok şeyin değişebileceğine inanıyoruz. Doğanın kendi ritminde bugünden daha iyiye gitmesi için sorumluluk alıyoruz,” dedi.

***

Eylülde Yağışlar Geçen Yıla Göre Yüzde 34 Azaldı.

Meteoroloji Genel Müdürlüğü’nün Eylül 2022 Alansal Yağış Değerlendirmesi verilerinegöre, Türkiye genelinde Eylül ayı yağışları, hem ortalamanın hem de geçen yılki yağışların altında gerçekleşti. 

Ayrıca 2022 yılı Eylül ayı ortalama sıcaklığı (21.9°C), uzun yıllar (1991-2020 dönemi) ortalama sıcaklığının (20.9°C) 1.0 °C üzerinde gerçekleşti, 1971-2022 dönemindeki 7. sıcak Eylül ayı olarak kayıtlara geçti. 2021 yılı Eylül ayında 37 adet kuvvetli meteorolojik hadise gerçekleşmişken, bu sayı 2022 yılı Eylül ayında 50’ye yükseldi.

**

Paris’in Birinci Yılında Türkiye’nin İklim Karnesi

Aralarında İklim İçin 350 Derneği, Greenpeace, İklim Değişikliği Politika ve Araştırma Derneği’nin de olduğu sivil toplum kuruluşları 11 Ekim 2022’de Paris İklim Anlaşması onayının BM Sekretaryasına bildiriminin yıldönümü vesilesiyle, Türkiye’nin iklim için attığı adımları masaya yatırdı ve 2030’da yüzde 35 mutlak emisyon azaltım yapılması için çağrıda bulundu. 

Paris İklim Anlaşması’nın onaylanmasının birinci yıldönümünde Türkiye’nin iklim karnesi sivil toplum temsilcilerinden geçer not alamadı. Yapılan değerlendirmeye göre, İklim Şûrası’nın gerçekleştirilmesi, İklim Yasası hazırlıklarına başlanması ve iklim hedefi güncelleme çalışmaları olumlu gelişmeler olarak nitelendirilirken, enerji projelerinde fosil yakıtların ağırlığını sürdürmesi önemli eksikliklerden biri olarak öne sürüldü. 

Efe Baysal İklim İçin 350 Derneği’nden Efe Baysal, İklim Değişikliği Politika ve Araştırma Derneği’nden Gülşah Deniz-Atalar,, Avrupa İklim Eylem Ağı, Türkiye İklim ve Enerji Politikaları Koordinatörü Özlem Katısöz, SEFiA’dan Bengisu Özenç ve Greenpeace Akdeniz İklim ve Enerji Proje Sorumlusu Onur Akgül de adına konuya dair açıklamalarda bulundu. 

Bengisu Özenç, “İklim Değişikliği Başkanlığı’nın Türkiye’nin iklim hedefini güncellemek üzere çalışmalar yürüttüğünü biliyoruz ve yeni iklim hedefinin tespiti için bilimsel araçlar kullanılmasını takdir ediyoruz. Ancak açılış toplantısı dışında sürecin katılımcı yürütülmemesi üzücü. Yapılan modelleme çalışmalarında referans senaryonun hangi varsayımlar altında hazırlandığı ve azaltım için ne gibi politikaların değerlendirmeye alındığı sosyal paydaşlarla paylaşılmadı,” dedi.

Türkiye, 2030’a kadar yüzde 35 mutlak emisyon azaltım hedefi versin: change.org/2030iklim hedefi

***

Yeni Zelanda’da çiftlik hayvanlarının çıkardığı metan gazının vergilendirildiği yeni yasa tasarısı

Yeni Zelanda hükümetinin projesine göre, hayvanların dışkı ve idrar yaptığı ya da geğirdiği sırada çevreye salınan gazlar nedeniyle çiftçiler vergiye tabi tutulacak. ale.Ülkede 10 milyon büyükbaş ve 26 milyon küçükbaş hayvan mevcut.  Üreticilerin bu vergiyi, çevre dostu ürünlerin fiyatlarını yükselterek karşılayabileceklerini söyleyen Başbakan Jacinda Ardern, “Bu gerçekçi öneri, bir yandan ürünleri çevreye daha saygılı hale getirirken diğer yandan tarımsal emisyonları düşürecek ve Yeni Zelanda’nın başlıca ihracat markasını daha da kuvvetlendirecek” dedi.

Anne Sütünde İlk Defa Mikroplastiklere Rastlandı

İtalya’da yapılan bir araştırmaya göre yeni doğum yapmış olan annelerin dörtte üçünün sütünde mikroplastiğe rastlandı. 

***

BM Genel Sekreteri Antonio Guterres’ten Dünyanın En Gelişmiş Ülkelerine İklim Eylemi Çağrısı: “Dünya Daha Fazla Bekleyemez”

Kongo Demokratik Cumhuriyeti’nin başkenti Kinşasa‘da düzenlenen basın toplantısında konuşan BM Genel Sekreteri Antonio Guterres, COP27’ye günler kala ABD’yi ve Küba’yı vuran Ian Kasırgası‘na, Avrupa‘da son 500 yılın en sıcak yazının yaşanmasına, Pakistan‘ın üçte birini sular altında bırakan sel felaketine de değinerek küresel sera gazı emisyonlarının tarihin en yüksek seviyesinde olduğunun altını çizdi:“COP27 kritik önemde, ama daha gidecek çok yolumuz var. Açık olalım: G20 hükümetlerinin taahhütleri çok yetersiz ve çok geç kalınmış. En zengin gelişmiş ve gelişmekte olan ekonomilerin eylemleri birbirini tutmuyor.Mevcut taahhütler ve politikalar, 1, 5 derece hedefine ulaşmak şöyle dursun, küresel sıcaklık artışını 2 derece ile sınırlama şansımızı da engelliyor.

“Gelişmiş ve gelişmekte olan ekonomiler arasında oyunun kurallarını değiştiren bir uzlaşmanın zamanı geldi. Dünya daha fazla bekleyemez.

***

Geçtiğimiz On Yıl İçerisinde 1.700’den Fazla İklim Aktivisti Katledildi

Yeni bir rapora göre, son on yılda 1.700’den fazla çevre aktivisti cinayeti kaydedildi, Ulaşılan veriler neredeyse ortalama her iki günde bir, bir kişinin hayatınıolduğunu gösteriyor.Global Witness’ın rakamlarına göre, tetikçiler, organize suç grupları ve kendi hükümetleri tarafından öldürülen, 2012 ve 2021 yılları arasında en az 1.733 toprak ve çevre savunucusu bulunuyor.

Global Witness CEO’su Mike Davis ile birlikte yasadışı ağaç kesimini araştıran Kamboçyalı çevreci Chut Wutty’nin öldürülmesinin ardından 2012’den beri her yıl dünya çapında toprak ve çevre savunucularının öldürülmesiyle ilgili rapor yayınlamaya devam ediyor. Salgına rağmen cinayetler 2020’de 227 rakamı ile rekor kırdı.

***

Danimarka İklim Tazminatı Ödeyen İlk BM Ülkesi Olma Yolunda

İklim krizi sebebiyle “kayıp ve hasara” uğrayan savunmasız ülkelere yardım etmek için yaklaşık 13 milyon dolarlık tazminat sözü veren Danimarka, iklim tazminatı ödeyen ilk ülke olacak. 

Bahar ayında Bangladeş‘in selden etkilenen bölgelerine yaptığı bir ziyaretin bu taahhüde ilham verdiğini söyleyen Kalkınma Bakanı Flemming Møller Mortensen, “Dünyanın en yoksullarının, en az katkıda bulundukları iklim değişikliğinin sonuçlarından en fazla zarar görmeleri büyük haksızlık” dedi.


🌍 GEZEGENİMİZİN SON DURUMU

İnsan Kaynaklı Küresel Isınma(10.09.2022): +1.25890799 °C

Sıfır Emisyona Ulaşmak İçin Kalan Süre: 6 Yıl 284 Gün 

Yenilenebilir Enerji Kaynağı Oranı: %13.19

Yeşil İklim Fonu: 9.52 Milyon Dolar

Yerli Halklar Tarafından Korunan Doğal Alanlar: 43.5 Milyon km2

Haftalık C02 Ortalaması
5 Ekim 2022: 415.95 ppm
1 sene önce: 413.30 ppm
1 senelik değişim: 2.65 ppm (0.7%)
10 sene önce: 391.06 ppm
Güvenli seviye: 350 ppm


🎙️ GREENVIBES PODCAST

Podfresh desteğiyle yayınladığımız Greenvibes Podcast’in yirmi birinci bölümü yayında!

Yirmi birinci bölümümüzde ekip arkadaşlarımız Şevval Sude Çeliker ve Deniz Üğütgen bizlerleydi. Şevval ve Deniz ile birlikle atıksız yaşamın nasıl olduğunu kendi kampüs yaşamları ve tecrübeleri üzerinden konuştuk.

Spotify’dan dinlemek için:

Apple Podcast’e buraya tıklayarak ulaşabilirsiniz.


✍🏻 BİR İMZA DA SEN AT

Change.org’daki iklim ve ekoloji ile ilgili imza kampanyalarını senin için derledik. Bir imzadan ne olur deme, çok güzel şeyler oluyor bile. 


BİZİ TAKİP EDİN 🌿

Bu ve benzeri sürdürülebilir, ekolojik ve atıksız yaşam ipuçları ve haberlerine güncel bir şekilde ulaşmak için  Greenvibes’ıNil’i  ve Ceren’i  Instagram üzerinden takip edebilirsiniz.

Bültenimize katkı sağlayan yeni ekip arkadaşlarımız Deniz ve Şevval’e teşekkür ederiz.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: