Greenvibes Ekolojik

Doğa Dostunuz Olsun

PARİS İKLİM ANLAŞMASI ONAYLANDI.

Bu haftanın Greenvibes bültenine hoş geldin. Yeşil Ajans’ta yerelden ve dünyadan ekolojik haberlere biraz değinip Derin Yeşil’de Paris İklim Anlaşması ve geçtiğimiz 5 senenin telafisini tartıştık.  Bültenimizin sonunda Bir İmza da Sen At’ta güncel imza kampanyalarını derledik.

Greenvibe’ının bol olduğu, keyifli okumalar dileriz.


DERİN YEŞİL

TÜRKİYE, PARİS ANLAŞMASI’NI ONAYLADI. 5 SENENİN TELAFİSİ NASIL OLACAK?

Dün akşam Türkiye Paris İklim Anlaşması’nı meclisten geçirdi ve onayladı.

Nil Ormanlı Balpınar

DAHA ÖNCE NE OLMUŞTU? 

KISA KISA:

Türkiye, BM İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi’ni 1992 yılında onaylamış, kendini hem EK-1 hem de EK-2 ülkesi olarak konumlandırmıştı. Fakat daha sonra finansal destek sağlayacak ülke konumunda olmadığın iddia ederek 2001 yılında 7. Taraflar Konferansı’nda EK-2’den çıktı, diğer ülkelere finansal yardım yapmayacak ama yardım da almayacak ülke olarak EK-1 grubunda kaldı.

2016 yılında Paris İklim Anlaşması’nı imzaladı fakat “öngörülen taahhütlerin ülkemizin sanayileşme çabalarına engel teşkil edebileceğinin hesaplandığı” için onaylanmadı.

UZUN UZUN: Türkiye’nin iklim krizi ile mücadele yolculuğunu buradan okuyabilirsiniz.

NİYET EDİLEN ULUSAL KATKI BEYANIMIZ: Emisyon artışında 2030 yılına kadar yüzde 21’e kadar bir artıştan azaltım sağlanması.

2012 yılındaki toplam sera gazı emisyonumuz 430 milyon ton karbondioksit eşdeğeri idi. Yüzde 7’lik bir ekonomik büyüme ile business-as-usual senaryoyla devam edersek 2030 yılına kadar 1.175  milyon ton CO2e salacağımızı öngördük, işte bunun üzerinden %21 azaltım sözü verdik. Bu da 929 milyon ton karbondioksit eşdeğerine tekabül ediyor.

ŞUANKİ GİDİŞAT: TÜİK verilerine göre, 2019’da toplam emisyon miktarımız 2018’e göre (522 milyon ton) %3,1 azalarak 506,1 milyon ton CO2 eşd. olarak hesaplandı, hem de hiçbir şey yapmadığımız halde. Ve bu gidişata göre azaltım sözümüzün yakınında bile değiliz, oldukça altındayız. Yani niyet edilen ulusal katkı beyanımız pek de gerçekçi değil.

ŞİMDİ NE OLDU? Geçtiğimiz mayıs ayında İklim Değişikliği Komisyon Toplantısı’na katılan Mehmet Emin Birpınar, şu sözleriyle Paris’in onaylacağına dair yeşil ışık yakmıştı:

“Bu zamana kadar -bunu rahatlıkla söyleyebilirim- Paris Anlaşması ve iklimle ilgili bu yapılan anlaşmalar, Türkiye’nin kalkınmasını engelleyecek anlaşmalar olarak görünüyordu ama şunu söyleyelim, bu saatten sonra dünyadaki bütün bankalar, özellikle iklim dostu olmayan projelere destek vermeyeceklerini, hatta işte, sınırda karbon ticareti meselesinde, ülkenin ihracatının sıkıntıya gireceği, ondan sonra emisyon ticareti meşelisinin oluşturulması gerektiği gibi bir sürü aslında, ticareti, sanayiyi, ekonomiyi bozacak hâle geldi. Dolayısıyla, eğer biz bundan sonra bu sisteme girmezsek yani bu sistemin içerisinde olmazsak, karar mekanizmalarının çoğundan yararlanamayacağız, oralarda oy kullanmayacağız ve Paris Anlaşması gibi, bunlara biz girmezsek ekonomimiz daha büyük zarar görebilir diye yeni görüşler de ortaya çıkmaya başladı. Bunların da hepsinin analizinin yapılması gerekiyor.”

Ve evet, imzalamamızın üzerinden 5 sene geçtikten sonra dün akşam sonunda onayladık.

NEDEN ŞİMDİ? Çevre Komisyonu raporuna baktığımızda Yeşil Mutabakat’ın getireceği uygulamaların finansal endişe yarattığını ve bu endişelerin sözleşmeyi onaylamamızda etkiliği olduğunu şu cümlelerle görebiliyoruz:

“Aradan geçen 5 yıl içinde, AB’nin ve diğer uluslararası kuruluşların iklim değişikliği ile ilgili yeni finansman kaynakları yaratması, AB tarafından, Dünya Ticaret Örgütü kurallarına uygun biçimde iklim politikaları konusunda gerekli adımları atmayan ülkelerden ithal edilecek enerji ve karbon yoğun ürünlere sınırda karbon vergisi uygulanacağının belirtilmesi ve 2020 yılında Türkiye’nin ihracatının %42’sinin AB’ye yapıldığı dikkate alındığında, Türkiye’nin Paris Anlaşmasını onaylamasının daha yararlı olacağının görüldüğü…”

PEKİ NEDEN SEVİNEMİYORUZ?

Evet, her ne kadar olumlu bir haber olsa da bu daha bir başlangıç. Öncelikle hemen ulusal niyet beyanını güncellememiz (çünkü gördük ki mantıklı bir beyan değil şu anki), fosil yakıtlara olan devlet desteklerini kademeli olarak azaltmamız, adil ve yenilenebilir enerji dönüşümüne destek vermemiz ve kömürlü termik santrallerden vazgeçmemiz gerek.

YOKSA NE OLACAK?

24 Eylül’de TBMM Küresel İklim Değişiklinin Nedenlerini ve Alınacak Önlemleri Araştırma Komisyonu’nun hazırladığı taslak rapora BBC Türkçe ulaştı.

BBC Türkçe’den Ayşe Sayın’ın haberine göre:

680 sayfalık taslak raporda, Türkiye’nin yüzyılın ortaları ve son çeyreğinde karşı karşıya kalacağı kuraklık tehlikesi, doğal afetler ve iklim değişikliğinin tarım ve bitki örtüsü üzerindeki olası sonuçlarına ilişkin saptamalara yer verildi.

SICAKLIK ARTIŞI: 2021-2099 döneminde Türkiye genelinde yıllık 1 ila 6 derece sıcaklık artışı öngörüldü.

Türkiye’nin baz aldığı iki senaryoya göre havzalarda da sıcaklıklar artış gösteriyor. Artışlar 2016-2040 dönemini kapsayan ilk periyotta 1-1,5 derece civarındayken, 2041-2070 periyodunda 2-2,5 civarında. 2071-2099 periyodunda ise 3,5 derecenin üzerinde görülüyor. En fazla artışın ise 2071-2099 periyodunda 4-4,5 derecelik artışla Fırat-Dicle havzasında olacağı vurgulanıyor.

Ayrıca raporda yaz mevsimi uç sıcaklık değerlendirmesine de yer verildi.

Buna göre birinci senaryoya göre 2071-2099 döneminde uç sıcaklıklar 27-31, ikinci senaryoya göre ise aynı dönemde 32-35 dereceyi bulabilecek. Rapor, bu durumun daha şiddetli sıcak hava dalgaları ile daha sık karşı karşıya kalınabileceğini gösteriyor, ayrıca sıcaklıklardaki bu değişim tarımsal ürün deseni üzerinde de ciddi değişikliklere sebep olacağı öngörülüyor.

1971-2020 dönemi baz alınarak yapılan ölçümlere göre 2010 kayıtlardaki en sıcak yıl olurken, 2018 yılı en sıcak ikinci, 2020 yılı ise en sıcak üçüncü yıl oldu. Söz konusu dönemde en soğuk yıl ise 1992 olarak kayıtlara geçti.

YAĞIŞLARDA AZALMA: 2071-2099 projeksiyonuna göre yüzyılın son periyodunda bütün modellere göre yurt genelinde azalışlar yaşanacağı belirtildi.

ŞİDDETLİ YAĞIŞLAR: Ankara’da 2021-2099 döneminde yağışlı gün sayısı 6 ile 10 gün arasında olacağı öngörülüyor.

İstanbul’da ise aynı dönemde çok şiddetli yağışlı gün sayısı 18-25 gün aralığında artacak ve günlük maksimum yağış miktarı 94-125 milimetre aralığında olabilir.

KURAKLIK:

Türkiye’nin dünya üzerinde kuraklığın sürekli tehdit oluşturduğu “yarı kurak” iklim kuşağında yer aldığı kaydedilen raporda, 2021-2098 dönemi projeksiyonlarına göre “kuraklık şiddet yüzdeliklerinin bir üst kuraklık sınıfına doğru kayma eğilimi göstereceği” ve bunun bazı bölgelerde daha fazla hissedileceği vurgulandı:

“Türkiye, küresel ısınmanın muhtemel etkileri açısından, risk grubu ülkeler arasında yer aldığı, gelecekte özellikle Akdeniz ve İç Anadolu bölgelerimizin iklim değişikliğinden daha çok etkileneceği tahmin edilmektedir.

“Tarımsal kuraklığın olumsuz etkilerini azaltılması, kuraklık olmadan önceki dönemlerde alınacak tedbirler ve kuraklığın yaşandığı dönemlerde yapılacak doğru planlamalarla mümkündür.”

TARIM: 34 derecenin üzerinde her 1 derecelik artışın hayvan dengesini bozarak et ve süt üretiminde kayıplara yol açacağına işaret edildi.

Bitkisel üretiminde yapılan verim çalışmalarında Hadley İklim Modeli’ne göre 2050 yılında Türkiye’nin 7 coğrafi bölgesinde 5 temel üründe; buğdayda yüzde 7,58, mısırda yüzde 10, ayçiçeğinde yüzde 6,35, pamukta yüzde 2,19 gibi verim azalmaları olacağı öngörüsüne yer verildi.

Projeksiyonlara göre 2050-2080 arasında incir üretimi ise yüzde 9 ile 14 oranlarında azalacak.

                                                        ***

Hem IPCC raporu hem de bu komisyon raporu Türkiye ile ilgili çok da olumlu haberler vermiyor. Evet, Paris onayladı ama asıl süreç şimdi başlıyor. Bilim sesine kulak verip geleceğimiz için savaşacak mıyız, yoksa petrol bulduk diye sevinmeye devam mı edeceğiz? Bakalım, göreceğiz.


YEŞİL AJANS

• Tarım Zehirleri Böceklerle Birlikte Bizi de Zehirliyor.

Yakın zamanda Environmental Science and Pollution Research’te yayınlanan araştırmaya göre, Ege’de pazara ulaşan meyve-sebzenin yüzde 30’unda tarım zehri kalıntısı var. Bu da yemeklerimizin 10 kaşığından 3’ünün bizi zehirlediği anlamına geliyor. AB’nin 2019 yılına ait pestisit kalıntı raporu ise, analiz edilen gıda örneklerinin %47’sinde, yani yarısında bir veya birden fazla tarım zehri kalıntısı içerdiğini belirtiyor. Yani yediklerimizin yarısı üstünde bir ya da birden fazla tarım zehri ile bizi zehirliyor. Yakın zamanda Maraş’ta yapılan bir çalışma, yerel tarhanadan 6 çeşit tarım zehri bulunduğunu ortaya koydu. Üstelik bu bölgede zehirlerin kullanımı yıllar önce yasaklanmıştı. Bütün bu zehirlere maruz kalmamak ise organik beslenme ile mümkün. Bu konuda ne yapacağınızı bilmiyorsanız bültenimizin sonunda yer alan imza kampanyasından Zehirsiz Sofralar Projesine destek olabilirsiniz. 

• Konya Ovası’nda Obrukların Ardından Görülmeye Başlayan Yüzey Yarıkları Kırsal Mahallelere Ulaştı.

Konya Ovası’nda iklim krizi nedeniyle yaşanan kuraklıklar sonucunda yeraltı suyunun kullanılması, bölgede büyük obrukların oluşmasına neden olmuştu. Şimdi ise Obrukların yanı sıra yüzey yarıkları görülüyor ve bu yarıklar kırsal yerleşim yerlerine ulaşıyor. Konya Çumra, Karapınar ve Emirgazi’de görülen yarıklar binalarda da hasara neden oluyor. Konya Teknik Üniversitesi Jeoloji Mühedisliği Bölümü’nden Prof Dr. Yaşar Eren yüzey yarıklarının görünme sıklığının ve riskinin gün geçtikçe arttığını belirtiyor. Yüzey faylanması olarak ifade edilen bu durumun anadolu’nun başka bölgelerinde de görüldüğünü söyleyen Eren yarıkların derinliğinin ve genişliğinin 1.5-2 metreyi bulabildiği belirtti. Yeraltı su seviyelerinde görülen 5-10 metrelik azalmaların bu duruma sebep olduğuna işaret eden Eren, evlerdeki hasarların depremle bir ilgisi olmadığını ifade etti.

• Yuvam Dünya’nın KONDA ile Yaptığı “Türkiye’de İklim Değişikliği Algısı” Araştırmasının Sonuçları Yayınlandı.

10-11 Nisan 2021 tarihlerinde 15 yaş üstü yetişkinlerle yapılan araştırmada iklim değişikliğiyle mücadele konusunda toplumun halihazırdaki durumunu anlamak için, farkındalık, kırılganlık ve sorumluluk şeklinde 3 ana başlık altında 10 farklı soru soruldu.

Sonuçlara göre iklim değişikliğinin hava olaylarına ve doğaya etki ettiği konusunda daha yaygın bir farkındalık olduğu, buna karşılık insanların hayatlarını doğrudan ve radikal biçimde etkileyen olaylar üzerindeki etkisine dair farkındalığın biraz daha düşük olduğu ortaya kondu. Toplumsal olarak kırılganlık başlığı altında önümüzdeki iki yıl içinde yaşanma ihtimali olan olaylar ele alındığında susuzluk ikinci sırada, ardından olağan dışı hava olayları ve afetler geliyor. Gıdaya erişim yada göç gibi konulara ise daha az ihtimal veriliyor. Çalışmaya göre iklim değişikliğinin etkilerine yönelik farkındalık arttıkça olayların olma ihtimali beklentisi de artıyor. Toplumun üçte ikisi bu olası iklim sorunlarına karşı kendini kırılgan hissediyor. En fazla ise gıdaya erişim konusunda sıkıntı yaşayacağına inananlar kaygılanıyor. Sorumluluk konusunda ise ankete katılanların çoğunluğu mücadele için sorumluluğu devlete yüklüyor, üç kişiden ikisi ise ikincil sorumlunun vatandaş olduğunu, beşte birinin ise özel sektörün sorumlu olduğunu düşünüyor. Vatandaşın kendi davranışları incelendiğinde ise enerji tasarrufu, sade yaşam sürme, geri dönüşüm ve tek kullanımlık ürünlerinden kaçınmanın oldukça yaygın davranışlar olduğu görülürken, çevreye duyarlı markaların ürünlerini tercih etmek o kadar yaygın olamayan ama desteklenen bir davranış olarak karşımıza çıkıyor.

• Gökçam Jeotermale Direndi, Kazandı.

İzmir Seferihisar İlçesine bağlı Orhanlı Köyü’nün Gökçam Mevkii’ndeki kızılcam ormanları ve zeytinliklerin hemen yanında yürütülen jeotermal kaynak arama çalışmalarına karşı 99 köylünün birlikte açtığı dava kazanıldı. Proje sahası ile alakası olmayan 2016 tarihli ÇED gerekli değildir kararı gerekçe gösterilerek Gökçam’daki jeotermal kaynak arama çalışmalarına karşı açılan dava sonucunda, İzmir 3. İdare Mahkemesi tarafından jeotermal sondaj çalışmalarının iptal edilmesi kararını verdi. Bilirkişi heyetinin raporunda yer alan; projenin yüzey ve yeraltı sularıyla tarımsal ürünlerin ve toprağın kirletme riski olduğu, sondaj alanının yerinin doğru olmadığı, sondaj kuyularının yerleşim yerlerine yakın olması nedeniyle ağır metallerin ve çıkan gazların çevreye ve halk sağlığına zarar verebileceği gibi önemli tespitler ve verilen bu önemli karar verilen mücadelenin haklı olduğunu bir kez daha gösterdi.

• Karbondioksiti Nişastaya Çevirerek Atmosferdeki Karbon ve Gıda Üretim Problemleri Çözülebilir Mi?

Science Dergisi’nde yayınlanan bir çalışmada bitkiler olmadan karbondioksiti işleyip nişastaya çevirebilen yapay bir sistem geliştirildiği açıklandı. Tao Cai ve arkadaşları karbondioksitin bitkilerde nişastaya çevrilmesini taklit eden inorganik bir katalizör tarafından metanole indirgendiği ve daha sonra enzimler tarafından polimerik nişastaya dönüştürüldüğü hibrit sistem,11 reaksiyondan oluşuyor ve katalizörün miligramı başına dakikada 22 nanomol CO2’yi nişastaya dönüştürüyor, ki bu mısırdaki nişasta sentezinden ~8.5 kat daha yüksek bir oran. Bu çalışma, yapay işlemlerle atmosferden karbon yakalama ve nişasta üreterek temel gıda erişim sorununu çözmeye yarayabilir. Ama iklim krizi kapsamında düşünüldüğünde karbon salımlarını azaltmak önceliklendirilmesi, bu tarz çözümlerin ise son çare olarak düşünülmesi gerektiği tartışılıyor.

• Nesiller Arası İklim Adaletsizliği Büyüyor.

Aşırı iklim koşullarına maruz kalmada nesiller arası eşitsizlikler üzerine Science Dergisi’nde yapılan çalışmada bugün doğan bir çocukla 60 yıl önce doğan bir çocuk arasındaki fark gözden geçirildi. Yeni nesil, geçmiş nesillere göre 7 kat fazla sıcak hava dalgasına maruz kalacak, 2 kat fazla orman yangınıyla mücadele edecek, 2-3 kat fazla kuraklıkla yüzyüze gelecek ve yaklaşık 3 kat daha fazla nehir taşkını ve mahsül kıtlığı yaşayacak. Biz ve bizden önceki nesillerin neden olduğu sorunların sonuçlarını gelecek nesillerin çekmesi iklim adaletsizliğinin zaman periyodunun büyüklüğünü gözler önüne seriyor.

• Deniz Nakliye Firmaları Hükümetler Düşük Karbon Teknolojisini Desteklerse Emisyonlarını Azaltma Sözü Verdi.

Küresel denizcilik endüstrisi, hükümetlerin yeni düşük karbon teknolojisinin gelişimini finanse etmek için nakliye yakıtına zorunlu bir vergi koyması halinde sera gazı emisyonlarını  yüzyılın ortasına kadar sıfıra indirme sözü verdi. Küresel denizcilik endüstrisinin çoğunluğunu temsil eden Uluslararası Deniz Ticaret Odası (ICS), planları dünya çapında düzenleyici ve BM’nin bir parçası olan Uluslararası Denizcilik Örgütü’ne (IMO) sundu.Endüstri grubu, denizcilikte karbon vergisi, düşük karbonlu teknolojilerin geliştirilmesi için yeni bir fon ve 2030 yılına kadar emisyonlarda %25’lik bir kesinti, 2050 yılına kadar nakliyeden sıfır emisyona geçiş çağrısında bulundu. denizcilik küresel emisyonların %3’ünü oluşturuyor ve 2050 yılında bu oranın %17’e çıkacağı tahmin ediliyor. Bu nedenle karbon içeriği yüksek, havayı kirleten ve daha temiz yakıtlarla değiştirilmesi zor olan kirli, düşük kaliteli akaryakıtla çalışan gemilerin karbon nötr uygulamalara geçiş yapması çok önemli.

• Nobel Fizik Ödülü İklim Bilimi Üzerine Çalışan Uzmanlara Verildi.

Syukuro Manabe, Klaus Hasselmann ve Giorgio Parisi tarafından yapılan araştırma, küresel ısınmanın etkisini tahmin edebilen iklim modelini oluşturuyor. İklim gibi karmaşık fiziksel sistemlerin uzun vadeli davranışını tahmin etmek inanılmaz derecede zor. Bu nedenle, artan sera gazı emisyonlarına nasıl tepki vereceğini öngören bilgisayar modelleri, küresel ısınmayı küresel bir acil durum olarak anlamak için çok önemli. Yaptıkları çalışmayla ödül alan uzmanlardan Prof Parisi, “Artık çok hızlı hareket etmeliyiz ve gecikmeden hareket etmeliyiz” diyerek durumun ciddiyetine dikkat çekti.Araştırmacıların çalışmalarından çıkan sonuçların COP26 için önemli bir temel oluşturacağı düşünülüyor. 

Önceki Nobel Fizik Ödülleri ise 2020 yılında kara delikler, 2019 yılında evrene dair keşifler, 2018 yılında lazer fiziği, 2017 yılında yerçekimi dalgaları, 2016 yılında maddenin evreleri ve 2015 yılında atom altı parçacıklara ilişkin çalışmalara verilmişti. Bu açıdan Nobel Fizik Ödülü’nün İklim Krizine odaklanan bir çalışmaya verilmesi akademide yaşanan paradigma değişimine de işaret ediyor.


BİR İMZA DA SEN AT

Change.org’daki iklim ve ekoloji ile ilgili imza kampanyalarını senin için derledik. Bir imzadan ne olur deme, çok güzel şeyler oluyor bile.

  • İklim Acil Durumu İlan Edilsin.

https://chng.it/H7NYwh8XWz

  • Plastiksiz Kargo İstiyoruz.

https://www.change.org/p/plastiksiz-kargo-istiyoruz

  • İklim Krizi Müfredata Eklensin.

https://chng.it/ynd5GGWgrR

  • Avcılık Tamamen Yasaklansın.

https://chng.it/8rzM94DqDb

  • İkizköy Akbelen Ormanının Kömür Madeni için Kesilmesini Durdurulsun.

https://chng.it/n7wf447r2X

  • Tek Kullanımlık Plastikler Yasaklansın.

https://chng.it/2BXKG5G8bP

  • Yeşiller Partisi’nin Kuruluşu Engellenmesin.

https://chng.it/HqMZd2ZmCY


BİZİ TAKİP EDİN 🌿

Bu ve benzeri sürdürülebilir, ekolojik ve atıksız yaşam ipuçları ve haberlerine güncel bir şekilde ulaşmak için Greenvibes’ıNil’i ve Ceren’i Instagram üzerinden takip edebilirsiniz.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: