Greenvibes Ekolojik

Doğa Dostunuz Olsun

Şehir Plancılar Doğa İçin Ne Yapabilir? Kuraklık Kapıda! IPCC’nin Sızan Raporu Ne Diyor?

Bu haftanın Greenvibes bültenine hoş geldin. Yeşil Ajans’ta yerelden ve dünyadan ekolojik haberlere biraz değinip Derin Yeşil bölümümüzde şehir plancıların ilkim kriziyle mücadelede doğayı korumak için neler yapabileceğini konuştuk. Yeşil Kütüphane’de ise David Wallace Wells’in Yaşanmaz Bir Dünya kitabını inceledik.

Greenvibe’ının bol olduğu, keyifli okumalar dileriz.


DERİN YEŞİL

Şehir Plancıların Doğayı Korumak Adına Yapabilecekleri

İklim kriziyle mücadelede şehir plancıları doğa korumak için neler yapabilir?

Ceren Özcan Tatar

İklim krizinden söz edilirken kontrolsüz artan nüfusa ve kentleşmeye mutlaka değinilir. Değinilmesi de gerekli bence, çünkü kentler yeryüzünde yalnızca %2’lik bir yer kaplarken, dünya nüfusunun %55’i (Türkiye nüfusunun %75’i) kentlerde yaşıyor ve BM’in raporuna göre 2050’de bu değer %65’in üzerine (Türkiye’de %85’in üzerine) çıkacak. Kentlerin kendi halinde büyümesi dışarıya etkisizmiş gibi düşünmenize yol açabilir. Ancak halihazırda iklim krizine sebep olan birçok sektör, kentli nüfusun konfor koşullarını aynı tutma ya da daha da artırma amacıyla harıl harıl çalışıyor. Kentli nüfusu doyurmak için başka şehirlerden, ülkelerden, hatta kıtalardan yiyecekler taşınıyor, zaten o yiyeceklerin üretilmesi için sürekli yeni tarım ve hayvancılık alanları açılıyor, ormanlar katlediliyor. Salınan sera gazları yetmiyormuş gibi onları toprağa hapsedecek yeşil örtü de ortadan kaldırılıyor. İş sadece gıdayla kalmıyor, tekstilden teknolojiye, mobilyadan günlük kullanım eşyalarına, enerjiden suya tüm kentsel tüketimler kent dışından tedarik ediliyor. Hal böyle olunca şehirlerin ekolojik izleri devasa seviyelere çıkıyor. Tüm kırsal kesim ve doğal kaynaklar kentleri beslemek için amansızca tüketiliyor. Bana göre bu noktada şehir plancıları inisiyatif alma biçimlerini biraz değiştirmeli.

 Şehir planlama 1800’lerden bu yana adıyla anılan, kentlerin gelişimini kamu yararı ve eşitlik ilkesine uygun hale getirmeye çalışan bir meslek. Şehir plancılar ekonomik, sosyal, teknik örüntüleri anlayıp gelecekteki gelişim ihtimalleri ve yaşanacak sorunlar için yalnızca mekânsal değil ekonomik ve sosyal çözümler de bulmak için yoğun bir eğitim sürecinden geçerler. Odak alanı daha çok şehirler olduğu için, kırsal kalkınma ve doğa korumaya yönelik eğitim alsalar da mekânsal planların yapım sürecinde yukarıda saydığım tüm tedarik ilişkilerini ve bu ilişkilerin ekolojik ayak izlerini göz ardı edebilir, hatta çoğunlukla etmektedir (tabii mevzuatın getirdiği kısıtlamalar da plancıları bu yöne itmektedir). Ancak mevcut sistemde yapılan planlama çalışmalarının sonuçlarının çok da iç açıcı olmadığını, soruna çözüm olmak yerine onu körüklediğini söylemekte bir beis görmüyorum. Aksi halde, bunları tartışmaya gerek görmezdik.

 Ekolojik ayak izi daha küçük olabilecek kentler için şehir plancıları neler yapabilir? Bu sorunun cevabını hem son zamanlarda geliştirilen kent modellerinden hem sürdürülebilirlik hedeflerinden hem de doğayı taklit ederek etkisi düşük bir yaşam biçimi benimsemeyi amaçlayan permakültür, ekoköyler gibi farklı pratiklerden çıkarabiliriz. Üstelik bunu yeni bir kent modeli geliştirip artık daha fazla olmaması gereken yeni bir kent oluşumu için değil, mevcutta büyük bir nüfusa ve ağa sahip kentler için de yapabiliriz. Bir nevi ekolojik kentsel dönüşüm olarak görmemiz mümkün bunu. Çünkü artık yeni bir kent kurulmamalı, mevcuttakiler doymak bilmez obez organizmalarken yeni kentleri kurmayı düşünmek ancak kentlerin doğa ve iklim krizi üzerindeki etkilerini hafife almaktır. Bu noktadan sonra topu nasıl çevirebiliriz ona bakmamız gerekli; bu da bana göre, kentlerde ekolojik temelli bir kentsel dönüşümle olabilir. İmkânsız bir hayal izlenimi veren bu fikrim, çok değil, 2030’larda ya da 2050’lerde bize iklim tarafından dayatılan bir zorunluluğa dönüşecek çünkü. İşi sürekli geleceğe, bu krizde hiç payı olmayan nesillere itelemek yerine bugünden çözümleri hayata geçirmek tüm insanlığın sorumluluğu.

 Soruya geri dönecek olursak, 11 maddede yapılabilecekleri toparlamaya çalıştım. Eksik kalan mutlaka olmuştur, onlar da bir başka yazının konusu olur belki.

 ·       Kentsel tarıma yer açmak

Planlama çalışmalarında kent ve tarım alanları genelde bir sınır ile birbirinden ayrılır. Bunun asıl amacı tarım alanlarını kentsel gelişim baskısı ve kirlilikten korumaktır. Öte yandan, artık tarım kentle iç içe bir faaliyet haline gelmeli. Aynı Antik, Geç Antik ve Orta Çağ dönemlerinde olduğu gibi kent bostanlarına kentte yer açmak gerekiyor. Anadolu ve Trakya kültürü buna hâlâ yatkın aslında, bu nedenle insanlar başkalarının hobi bahçelerine özeniyor kentlerde. Hobi bahçesi demişken, halihazırda bazı belediyelerin yaptığı gibi, hobi bahçelerini düşük kiralarla (rant malzemesi yapmadan) kent içinde tarım alanları oluşturulabilir. Bunların yanında kent çeperlerinde permakültür ilkeleri doğrultusunda tarım yapılabilen çiftlikler için alan kullanımı belirlenebilir, bunlar plan notlarına belirtilerek mekânsal planlara dahil edilebilir. Bunun yanında özel parsellerde bahçeciliğe teşvik verilmeli, buna ek olarak balkon ve teras bahçeciliği için teşvik edici düzenlemeler getirilmeli. Belki bir plan kararı değil ancak belediyeler ata tohum dağıtımı yaparak yerel türlerin yaşamını sürdürmesini de sağlayabilir. Kentlerde tarım neden mi önemli? Hem gıda milini azaltmamız gerekiyor hem de iklim krizine bağlı kapanmalara yol açan daha büyük sorunlarda kentlerin gıda güvenliği bir şekilde sağlamalı. Ayrıca kentte tarım alanı açmak kadar gıdaya ilişkin üretici ve tüketici toplulukları ve mahalle örgütleri için de fiziksel mekanlar yaratılmalı, üretici ve tüketicilerin bir araya gelmesi sağlanmalı.

·       Karbon yakalama çabaları

İnsan türü olarak gezegende bu denli değişime sebep olmamızın başlıca sebeplerinden biri karbon. Hele de kentler söz konusu olunca büyük karbon salım merkezleri gibi davranıyoruz. Bu nedenle sorumluluğu üstlenip karbon yakalamaya yönelik yatırım, buna yönelik planlar yapılmalı. Karbon yakalama deyince aklınıza ilk büyük teknolojik tesisler geliyor olabilir, ama sizi ormanlara ve yeşil alanlara yöneltmek isterim. Sonuçta en büyük karbon yutakları okyanuslardan sonra ormanlar değil mi? Dolayısıyla ilk yapılacak iş karbonu saldığımız yerde yakalayabilecek kent içi yeşillerin azami ölçüde artırılması, ağaç sayısının hızlıca çoğaltılması. Plancıların bu konuda eli gerçekten güçlü, çünkü imar planlarına ilişkin yönetmelikler bizlerden bol bol yeşil alan istiyor. O yeşilleri gerçekten yeşil yapabilirsek bu iş oldu diyebiliriz. Tabii ki, bu kent yeşilleri salınan tüm karbonu yakalamaya yetmeyebilir. Bu noktada karbon yakalama tesislerine aynı atık su arıtma ya da atık dönüşümü tesisleri gibi planlarda belediye hizmet alanı olarak yer verilebilir. Hatta verilmelidir de.

·       Yeşil ve mavi altyapı sistemlerinin baştan kurgulanması

Kentlerde suyun toprağa erişimini net bir şekilde engelliyoruz, toplanan yağmur suları son zamanlarda kanalizasyon sisteminden ayrılmaya başlasa bile doğal akışıyla toprakla buluşamıyor. Bunun en önemli sebebi yine kentteki yeşil alan eksikliği. Bu noktada hem suyun kendi cazibesiyle toprağa akabilmesi hem de bir toprak bulabilmesi için kent bütününde yeşil ve mavi altyapı sistemlerinin kurgulanması, kentte gereksiz sert yüzeylerin engellenmesi gerekiyor. Yani iş yine yeşil alana geldi, ama buna ek olarak ayrık nizam, blok tipi yapılaşma düzenleri ve düşük emsallerin verilmesiyle parsel bazında yumuşak zeminin daha fazla olmasını sağlayabilmek de akıllarda tutulmalı.

·       Yenilenebilir enerji

Yenilenebilir enerji tamamen masum değil, bunu daha önceki yazımızda detaylıca anlatmıştım. Ama fosil yakıtlardan kaynaklanan enerjiden daha masum diyebiliriz. Bu nedenle kentsel gelişimle beraber altyapı planlamasında enerji altyapısı da ilgili uzmanlarca birlikte yenilenebilir enerjilere geçecek şekilde baştan planlanmalı. Çünkü fosil yakıtlar hem sonsuz değil hem de iklim onun sebep olduğu sera gazlarını daha fazla tolare edebilecek kadar dayanıklı değil. Bir de kentsel ısı adalarını da yenilenebilir bir enerji kaynağı olarak düşünmek mümkün olabilir. Kentler kendi yapıları gereği bir ısı odağıdır. Bu ısı enerjisi belki de kenti besleyebilecek bir kaynağa dönüştürülebilir. Böylece, kentsel esneklik bağlamında biraz daha bağımsız kentler elde etmiş oluruz.

 ·       Karbon nötr yapılaşma

Mimaride karbon nötr, hatta karbon negatif yapılar artık çok daha fazla konuşuluyor. Karbon nötr yapı demek malzemesinden bu malzeme için kullanılan kaynağa, mimarisinden ısınmaya, malzemenin taşınmasından yenilenmesine birçok etkisinin düşünülüp karbon salımının nötrlendiği yapı demek. Bu çaba kentsel ölçekte hem yeni yapılaşmada hem de yenilenme süreçlerinde plan kararlarıyla benimsenirse bir noktadan sonra karbon nötr kentler elde edilebilir. Eski ancak ekonomik ömrünü tamamlamamış yapıların ise güçlendirilme ve onarımlarla enerji verimliliği artırılabilir.

·       Yapılaşmada farklı modeller

Yapılaşmış alanlar ya da yeni yapılaşan alanlar için çok farklı yaklaşımlar var. Bana en mantıklı gelen, küçük bir alanda nispeten yüksek yoğunlukla insanları istiflemek, gerisini doğaya bırakmak. Biz ediyorsak, sonucunu biz çekmeliyiz, doğa değil. Bir diğer mantıklı gelen yaklaşım ise doğa-kent iç-içeliği, bir nevi Frank Lloyd Wright’ın Broadacre modeli, ama doğal alanların daha yoğun olduğu hali. Bunlar dışında kompakt kentler, 15 dakikalık kentler gibi farklı yerleşim modelleri de hem kentsel esnekliği arttıracak hem de kentlerin çevresel etkilerini azaltabilecektir. Mevcut yapılaşma düzeninin kimseye bir fayda getirmediği ortada sonuçta.

·       Kent içi ulaşımda yürüme ve bisikletin önceliklendirilmesi

Fosil yakıtlardan yenilenebilir kaynaklara geçsek bile sonuçta doğadan enerji talebimiz devam ediyor olacak. Bu yüzden, bu enerjiyi kendi kaslarımızdan karşılama vakti geldi. Bireysel motorlu araç kullanımı zaten en çok tartışılan konu. Ancak toplu taşıma da enerji talep eden bir ulaşım modu. Bu nedenle kentlerin yaya ve bisiklet ulaşımına göre yeniden yapılandırılması şart. Evet, bu merkezi iş alanlarının küçük merkezlere dağılması, kara yollarının yayalaştırılması ve bisiklet yoluna dönüştürülmesi demek. Hayır, bu bisiklet yolu için parkları kırpmak, toprak zemin üstüne asfalt döküp “Bakın, ne güzel hizmet ediyoruz,” demek, minimum 1 metre olması gereken kaldırımların 30 cm yapılıp yürünemeyecek hale getirilmesi, üstüne bir de direkten altyapı dolaplarına doldurulup iyice kullanılmaz hale getirilmesi demek değil.

·       Tedarik zincirlerinin kısaltılması

Gıda tedarikinin kentlerde çözülmesi gibi, diğer ihtiyaçların da kent yakınındaki bölgeden ya da içinden çözülmesi önceliklendirilmeli. Bu açıdan küçük esnafın elini güçlendirecek, üretimi ve tamiri destekleyecek çalışma alanları planlar ile belirlenebilir, plan notları ile kısıtlandırılabilir diye düşünüyorum. Ben şahsen mahallemde terzimden marangozuma, demircimden çerçevecime bir noktada bulabilmeyi, onların yanında da gıda topluluğunun minik pazarına uğrayabilmeyi çok isterim. Bu romantik bir hayal olmak zorunda değil, kentleri biz nasıl planlarsak o şekilde gelişir, bu gücümüzü hafife almamamız gerekiyor.

·       Atık yönetim sistemleri

Atık yönetimi belediyelerin sorumluluğunda olan bir konu. Kentin gelişimini belirleyecek olan imar planları da. Bu iki konu doğaya zarar verme konusunda el ele, kol kola gidiyor. Bu nedenle mekânsal planların yapımında ve bu planların stratejik plan kısımlarında atık yönetimi mutlaka yer etmeli. Gerekirse atık yönetim alanları (geri dönüşüm tesisleri, kompost tesisleri, biyoyakıt tesisleri, atık toplama alanları ve atık bertaraf tesisleri) kentsel altyapı tesisi olarak özelleştirilerek planlarda yer almalı. Ayrıca yine kentsel altyapının bir parçası olarak, atığı kaynağından toplama ilkesine uygun şekilde, mobil atık toplama merkezlerinin herkesçe erişilebilir şekilde planlarda yer seçimi yapılmalı.

·       Kentsel İklim Eylem Planları

Günümüzde nasıl stratejik planlar mekânsal planların bir parçası olarak hazırlanıyorsa, iklim uyum ve önleme eylem planları da hazırlanmalı. Her bir kent iklim eylem grupları, mahalle örgütleri gibi taban inisiyatifleri ile birlikte mekânsal planların gezegen üzerindeki etkilerinin değerlendirilmesinden iklim krizi konusunda toplumun bilinçlendirilmesine çok boyutlu bir plana ihtiyaç duyuyor. İlgili uzmanlarla birlikte bunu yapabilmek ise bize kalıyor. Üstelik iklim eylem planları yalnızca benim güzel hayallerimden gelmiyor, 11. Kalkınma Planı’nda 714. Madde’de de bu konuya değiniliyor (tabii benim kastettiğim iklim değişikliğiyle mücadele için millet bahçesi yapmak değil).

·       Radikal müdahaleler

Tüm bu saydıklarım biraz fazla radikal gelmiş olabilir. Şimdi daha radikalini söyleyeceğim. Meskun alanlarda bunca değişikliği yapmak hiç kolay değil, kamu yararı, mülkiyet hakkı, arazi değerleri derken işler ciddi şekilde sarpa sarıyor, farkındayım. Ama bizim ilk ilkemiz kamu yararıysa radikal kararlara başvurabiliriz bence. Önerim Baron Haussmann kadar yıkıcı müdahaleler değil tabii ki, ama kentlerin, hatta insan türünün geleceği için bir şeyleri değiştirmemiz gerekiyor. Bunun için şimdiden yüksek bedeller (TL ile) ödersek, gelecekte ödeyeceğimiz bedeller (can ile) daha da azalacak. Kentleri iklim uyumlu, doğayı koruyabilen hale getirmek zorundayız, öteki türlü kentleri besleyecek bir doğa kalmayacak elimizde, o zaman kentlerin de bir anlamı kalmayacak, emin olabilirsiniz.


YEŞİL AJANS

• TÜRKİYE’DE OLAĞANÜSTÜ KURAKLIK UYARISI

Meteoroloji Genel Müdürlüğü’nün yağış ve sıcaklık analizi raporlarına göre, 2021’nin Mayıs ayı, son 50 yılın en sıcak mayıs ayı olarak kayıtlara geçti. Yağışlar ise normallere göre yüzde 56, geçen mayıs ayı yağışlarına göre yüzde 66 azaldı.

Rapora göre:

  • Marmara Bölgesi’nde 44,5 mm, normaline göre %12 artarken geçen yıla göre %41 düştü.
  • Ege Bölgesi’nde 6,9 mm, normaline göre %81, geçen yıla göre %89 azaldı.
  • Akdeniz Bölgesi’nde 6,9 mm, normaline göre %83, geçen yıla göre %87 azaldı.
  • İç Anadolu Bölgesi’nde 14,8 mm, normaline ve geçen yıla göre %69 azaldı.
  • Karadeniz Bölgesi’nde 47,6 mm, normaline göre %20, geçen yıla göre %40 azaldı.
  • Doğu Anadolu Bölgesi’nde 22,4 mm, normaline göre %66, geçen yıla göre %70 düştü.
  • Güneydoğu Bölgesi’nde 6,1 mm, normaline göre %83, geçen yıla göre %85 azalarak son otuz yılın en düşük seviyesi olarak kayıtlara geçti.

• TÜRKİYE’DE ELEKTRİK TÜKETİMİNDE REKOR

Covid-19 yasaklarının gevşetilmesi ve yükselen sıcaklıklar nedeniyle artan soğutma ihtiyacı sonucu, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı verilerine göre, 28 Haziran’da saatte 48 bin 954 megavatsaat elektrik tüketimiyle rekor kırıldı.

Elektrik üretiminde ilk sırada yüzde 33,7 ile doğal gaz santralleri,  16,4 ile barajlı hidroelektrik santraller ve  yüzde 15,2 ile ithal kömür santralleri izledi.

Anlaşılan o ki kısır döngüye gireceğiz: Fosil yakıtların kullanımı yüzünden artan sıcaklıkların getirdiği elektrik kullanımı yine çoğunlukla fosil yakıtlardan elde edilecek, bu fosil yakıtların yakılması sonucu salınan sera gazları sıcaklıkları daha da artıracak.

• SAROS KÖRFEZİ’NDEKİ EKO KIRIMA MAHKEMEDEN İPTAL KARARI GELDİ

Nisan ayında yayınladığımız bültenimizin Yeşil Ajans bölümden Saros Körfezi’nde FSRU Liman ve Boru Hattı Projesi kapsamında BOTAŞ’ın doğa katliamı yaptığından bahsetmiştik.

Dün güzel haber geldi ve Edirne İdari Mahkemesi FSRU Projesi’nin ÇED olumlu raporunu iptal etti. Üç yıl süren hukuki mücadele sonucunda alınan bu karara yönelik Keşan Kent Konseyi Başkanı Hasan Karagöz, “ÇED oyununu bozduk,” ifadesini kullandı. Bu haber herkesi sevindirse de şirketin çalışmaya devam ettiği haberleri geliyor. Şirket alandan tamamen çekilene kadar imza kampanyası devam edecek.

İmza kampanyasına destek olmak için: chng.it/8gpprgkyzP

• KANADA’DA SICAKLIKLAR REKOR SEVİYEYE YÜKSELDİ

İklim krizi bu sefer de kendini Kanada’da gösterdi. Geçtiğimiz pazartesi British Columbia’da bulunan Lytton köyündeki termometreler 47, 9 dereceyi göstererek gün içerisindeki bir önceki rekor olan  46.1 dereceyi rekorunu da kırdı. Bu sıcak hava dalgası sonucu 230’dan fazla kişi hayatını kaybetti.

• IPCC’NİN 4000 SAYFALIK TASLAK RAPORU BASINA SIZDI: İYİYE GİTMİYORUZ 

Şubat 2022’de yayınlanması beklenen IPCC raporunun taslak raporu Agence France-Presse’e sızdırıldı.

Raporda geçen şu cümle dikkat çekiciydi: “Dünya üzerinde yaşam, yeni türlere evrilerek, yeni ekosistemler oluşturarak bu şiddetli iklim değişikliğini atlatabilir, ama insanlar atlatamaz.”

Rapora göre gezegeni ısıtan sera gazı emisyonlarını kontrol altına alabilse bile, ikilim değişikliği önümüzde on yıllarda Dünya üzerindeki yaşamı temelden değiştirecek.

Ayrıca rapor, bırakın 1,5 dereceyi en iyi ihtimalle 3 dereceye doğru gittiğimizi belirtirken acil önlemler almazsak küresel ısınmanın devrilme noktalarını tetikleyeceğini ve bunun sonunda geniş çaplı ve muhtemelen geri dönüşü olmayan felaketler yaşanabileceği uyarısında bulundu.


YEŞİL KÜTÜPHANE

David Wallace Wells – Yaşanmaz Bir Dünya – Isınma Sonrası Hayat

Bize göre iyi kitapları paylaşmamak bencilliktir. Bu nedenle istiyoruz ki ekoloji konusunda okuduğumuz kitapları sana da anlatalım. Bu köşeyi, minik bir kütüphane ya da kitap kulübü gibi düşünebilirsin ya da okuma önerisi olarak.

Bugün konuşmak istediğimiz kitap ise David Wallace Wells’in 2019 yılında yazdığı, Domingo Yayınları’nın 2020’de Türkçeye kazandırdığı Yaşanmaz Bir Dünya – Isınma Sonrasında Hayat

Kitap şöyle başlıyor: “Durum çok kötü, sandığınızdan da beter. İklim değişikliğinin yavaş ilerlediği hikâyesi bir peri masalı, aslında hiç olmadığını anlatan masal kadar habis belki de. Ve eğer siz sadece deniz seviyesinin yükselmesinden endişeleniyorsanız, buzdağının yalnızca ucunu görüyorsunuz demektir.”

İlk satırlardan da anlaşıldığı üzere bu kitapta anlatılanları sindirmek o kadar da kolay değil. Gazeteci Wells, iklim krizi ve olası sonuçlarını bilimsel çalışmalar ışığında o kadar iyi anlatıyor ki bir an önce harekete geçmezsek yaşanmaz bir dünyada başımıza gelecekleri topluca görmek önce korkutsa da sonrasında insanın gözlerini açıyor. Günün sonunda gezegeni bu hale getiren biziz; çözümü bulması gereken de…

Kitabın ilk bölümü “Silsile”de, Wells, biraz eleştirel bir üslupla iklim krizine nasıl yol açtığımızı anlatıyor. Asıl vurucu kısmı olan ikinci bölümü “Kaos Unsurları”nda ise sıcaklık dalgalarından suların yükselmesine, su ve gıda kıtlığından hava kirliliğine, yangınlardan buzulların erimesine, okyanusların ölümüne iklim krizinin 2030, 2050 ve 2100 gibi farklı yıllar için sonuçlarını bilimsel çalışmalarla derliyor. Bunların yanı sıra kaçınılmaz bir ekonomik çöküşten, iklim kaynaklı çatışmalardan, salgın hastalıklardan -ki Korona’sız dünyada yazılmış bir kitapken çok isabetli tespitleri var- da söz ediyor. Kitabın, bu sözünü ettiğimiz, ikinci bölümünü okumak biraz zorlayıcı. Halihazırda minik bir kısmıyla karşılaştığımız felaketlerin katbekat büyük versiyonlarını hayal etmeye çalışmak için  ara ara durup sindirmeye çalışmak gerekiyor.

Üçüncü bölüm olan “İklim Kaleydoskopu”nda çuvaldızı medyaya, ekonomik düzeni yönetenlere, teknolojik umutlara, iklim krizini fırsata çeviren tüketim kültürüne, ilerlemecilere batırıyor; iklim kadercilerinden, eko-intihardan, iklim inkarcılarından bahsediyor. Son bölüm olan “Antropik İlke”de ise Wells, insan türünün yok oluşa gittiği bu süreçte nasıl yollar izlenebileceğinden bahsederken işin sonunda yapacaklarımızın yine kendimizi kurtarmak için olduğunu vurguluyor.

Artık, “Sorun ortadan kalkana kadar yokmuş gibi davranma” şansımız yok.  Gerçeklere gözlerimizi yummak, gerçeklerden kaçmaya çalışmak sorunu daha da büyütecek ilk adım. Gezegene verdiğimiz tüm zararlar dönüp dolaşıp kendi yaşamımızı yok edecek seviyeye gelebilir. Bu nedenle tüm bu döngünün farkında olup iklim krizinin artık kapımızda olduğunu kabul etmemiz ve acilen harekete geçmemiz gerekiyor. David Wallace Wells’in Yaşanmaz Bir Dünya’sı tüm bu bilgileri bize topluca ama çok net bir şekilde veriyor. Sonrasında zaten hiçbir şey yapmadan durmak mümkün değil; Wells’in kitabında Richard Heinberg’den yaptığı alıntıdaki gibi “zehirli bilgi” bunlar, “nüfusun aşırı boyutlarda olduğunu, eşiklerin aşıldığını, yok oluşu, iklim değişikliğini ve toplumsal çöküşün dinamiklerini öğrendiğinizde, artık bilmemeniz mümkün olmuyor, ondan sonraki bütün düşünceleriniz bu bilginin izlerini taşıyor.”


BİZİ TAKİP EDİN 🌿

Bu ve benzeri sürdürülebilir, ekolojik ve atıksız yaşam ipuçları ve haberlerine güncel bir şekilde ulaşmak için Greenvibes’ıNil’i ve Ceren’i Instagram üzerinden takip edebilirsiniz.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: