Greenvibes Ekolojik

Doğa Dostunuz Olsun

Türkiye’nin İklim Krizi ile Mücadele Yolculuğu, Atık İthalatında Kısıtlama, 2020 İklim Değerlendirmesi Raporu

Bu haftanın Greenvibes bültenine hoş geldin. Yeşil Ajans’ta yerelden ve dünyadan ekolojik haberlere biraz değinip Derin Yeşil bölümümüzde Türkiye’nin 29 senelik iklim krizi ile mücadele yolculuğunu inceledik.

Greenvibe’ının bol olduğu, keyifli okumalar dileriz.


DERİN YEŞİL

TÜRKİYE’NİN İKLİM KRİZİ İLE MÜCADELE YOLCULUĞU

Türkiye’nin 29 senelik iklim krizi ile mücadele yolcuğunda bugün neredeyiz?

Nil Ormanlı Balpınar

Önce 1988 yılına geri dönüyoruz. 1988 yılında, BM Çevre Programı (UNEP) ile Dünya Meteoroloji Örgütü (WMO), ortaklaşa  Hükümetlerarası İklim Değişikliği Paneli’ni (IPCC) kuruyorlar. Amaç ise iklim alanında üretilen bilimin analiz edilerek hükümetlere ve insanlığa iklim değişikliği konusunda tam ve doğru bilgi sunulması. Burada sunulan veriler doğrultusunda ise 1992 yılında Rio’da Birleşmiş Milletler Çevre ve Kalkınma Konferansı düzenleniyor ve uluslararası alanda atılan ilk ve en önemli adım olan BM İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi imzaya açılıyor.

Sözleşmenin ana amacı, atmosferdeki sera gazı seviyesini, insanlığın iklim sistemine tehlikeli bir etki yapmayacağı noktada tutmak ve ayrıca taraf ülkeleri, “sera gazı emisyonlarını azaltmaya, araştırma ve teknoloji üzerinde işbirliği yapmaya ve sera gazı yutaklarını (örneğin ormanlar, okyanuslar, göller) korumaya teşvik etmek” olarak belirtiliyor.

Sözleşmeyi imzalayıp taraf olan ülkeler üç gruba ayrılıyor:

EK-1 ÜLKELERİ: Gelişmiş ülkeler. EK-1 ülkeleri sera gazı emisyonlarını raporlamakla ve 2000 yılına kadar 1990 yılı seviyesinin altına düşürmekle yükümlüdürler. Ek-I’de toplam 42 ülke ve AB bulunuyor.

EK-2 ÜLKELERİ: Bu gruptaki ülkeler, EK-1’daki yükümlülüklerin yanı sıra çevreye uyumlu teknolojilerin, özellikle gelişmekte olan ülkelere aktarılması veya bunlara erişimin teşvik edilmesi, kolaylaştırılması ve finanse edilmesi gibi konularla yükümlüdürler. Ek-2’de 23 ülke ve Avrupa Birliği yer alıyor.

EK DIŞI ÜLKELER: Bu ülkeler sadece sera gazı emisyonlarını raporlamakla yükümlüdürler. Bu grupta  ise 154 ülke bulunuyor.

Türkiye, 1992 yılında hem Ek-1 hem de Ek-2 olarak kendini konumlandırsa da daha sonra katıldığı bütün toplantılarda sera gazı emisyonlarını 2000 yılına kadar 1990 yılı seviyesinde tutmasının olanaklı olmadığını ve Çerçeve Sözleşmesi’nin iki ekinden de çıkarak ya da özel koşulları dikkate alınarak kendisine bazı kolaylıklar sağlanması koşuluyla eklerde kalıp sözleşmeye taraf olabileceğini bildiriyor.

Yoğun çabalar sonucu Türkiye, 2001 yılında Marakeş’te düzenlenen 7. Taraflar Konferansı’nda EK-2’den çıkarılıyor. 2004 yılında ise sera gazı emisyonu azaltmakla yükümlü, diğer ülkelere finansal yardım yapmayacak ama yardım da almayacak ülke olarak EK-1 grubunda sözleşmeye taraf oluyor.

Ardından Kyoto Protokolü devreye giriyor. 1997 yılında Kyoto’da imzalanan bu protokol 2005 yılında yürürlüğe giriyor. 2008-2012 yılları arasındaki dönemi kapsıyor. Biz 2009 yılında taraf oluyoruz. Fakat protokol kabul edildiği sırada Çerçeve Sözleşmesi’ne taraf olmadığımız için herhangi bir sera gazı emisyonu sınırlandırma veya azaltma taahhütümüz yok.

KYOTO SONRASI – PARİS ÖNCESİ DÖNEM

2012 yılında bitecek Kyoto sözleşmesi sonrası için atılacak adımlara karar verilmesi gerekiyordu, hatta ABD Başkan Yardımcısı Al Gore, 1997’de sonrası için çalışmaya başlamayı önerse de reddediliyor. En iyi ihtimalle  2005 yılında çalışılmaya başlanması gerekirken Paris İklim Anlaşması ancak ve ancak 2015 yılında kabul ediliyor. Kyoto ve Paris arasında Bali Yol Haritası ve Kopenhag Uzlaşısı dönemleri var.

13. Taraflar Konferansı’nda oluşturulan Bali Yol Haritası’nda “tüm gelişmiş ülkelerin ulusal plan ve programlarına uygun azaltım taahhütleri veya faaliyetleri üstlenmeleri; gelişmekte olan ülkelerin ise teknoloji, finansman ve kapasite geliştirme faaliyetleri ile sağlanan ve desteklenen sürdürülebilir kalkınma hedefleri bağlamında, ulusal programlarına uygun azaltım faaliyetleri (NAMA) üstlenmeleri yer alıyor. 2012 sonrası iklim rejiminin belirlenmesini teminen, ortak vizyon, azaltım, uyum, teknoloji transferi ve finansman konu başlıkları altında müzakereler gerçekleştiriliyor.”

2009’da Kopenhag’da düzenlenen 15. Taraflar Konferansı Çin, ABD ve AB arasındaki anlaşmazlıklar yüzünden hayal kırıklığı yaratsa da Kopenhag Uzlaşısı sayesinde bazı olumlu kararlar da alınıyor:

  • Kyoto Prokolü’ne devam edilmelidir.
  • Küresel emisyonlarda bilimsel verilere dayanarak ciddi azaltım yapılmalıdır.
  • Gelişmiş ülkeler 2020 yılına kadar önemli azaltım yapmalıdır.
  • Az gelişmiş ve gelişmekte olan ülkeler de sera gazı emisyonlarındaki artışı azaltmak için azaltım planları yapmalıdır.
  • Az gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerin iklim değişikliği ile ilgili finansman ihtiyaçlarını karşılamak üzere Yeşil İklim Fonu kurulmalı ve her sene 100 milyar dolarlık para toplanmalıdır.

2013-2020 yıllarını kapsayan İkinci Kyoto Dönemi ise Doha’da gerçekleşen 18. Taraflar Konferansı’nda kabul ediliyor.

Paris Anlaşması ise 2015 yılında Paris’te düzenlenen 21. Taraflar Konferansı’nda kabul ediliyor; 5 Ekim 2016 itibariyle, küresel sera gazı emisyonlarının %55’ini oluşturan en az 55 tarafın anlaşmayı onaylaması koşulunun karşılanması sonucunda, 4 Kasım 2016 itibariyle yürürlüğe giriyor.

Anlaşmanın amacı, küresel ortalama sıcaklık artışını, 2 derecenin altında, hatta mümkünse 1,5 derecede tutmak ve ülkelerin bu hedefe katkı sağlayacak şekilde sera gazı emisyonlarını azaltmak üzere hedefler belirleyip uygulamasını sağlamak. Anlaşmaya göre Ek-1 ülkeleri mutlak sera gazı azaltım hedefleri koydu, diğer ülkeler de gönüllü azaltım niyetleri söyledi. Fakat toplanan niyet beyanları sonucunda bile bu hedefe ne yazık ki ulaşılamıyor.

Ayrıca yine bir yaptırım yok; ülkeler katkılarını bildirmekle yükümlü, azaltmakla değil. Fakat verilen her beyan bir öncekinden daha iyi olmak zorunda. 

Gelelim Türkiye’ye:

Hepimizin bildiği üzere Türkiye anlaşmayı imzalasa da hâlâ meclisten geçirip onaylamadık. Neden olduğuna gelirsek eğer İklim Değişikliği Komisyon Toplantısı’nda ÇEVRE VE ŞEHİRCİLİK BAKAN YARDIMCISI MEHMET EMİN BİRPINAR şöyle ifade ediyor: “Neden bunu geçirmedik? Çünkü Türkiye, hak ettiği bir yerde değil yani Güney Kore, Singapur, Brezilya, Meksika, Şili, bütün Körfez ülkeleri, Çin, Hindistan gibi ülkeler uluslararası iklim finansmanından yararlanırken Türkiye bu finansmanlardan yararlanamıyor çünkü siz Ek1 ülkesisiniz, siz bunları yapamazsınız. Biz de diyoruz ki: Türkiye, evet, Ek1 ülkesi olarak orada yazılmış ama bu, neticede kutsal bir kitap değil, bu yirmi dokuz sene evvel yazılmış bir hikâyedir. O dönem belki kalkınmakta olan bir ülke bugün kalkınmış bir ülke olabilir, gelişmekte olan bir ülke bugün az gelişmiş bir ülke olabilir.”

Gelelim “Niyet Edilen Ulusal Katkı” beyanımıza: Emisyon artışında 2030 yılına kadar yüzde 21’e kadar bir artıştan azaltım sağlanması. Tabii dışarıdan finansal yardım alırsak.

Öncelikle business-as-usual senaryoya göre, yani hiçbir şey yapmazsak 2030 yılında ulaşacak sera gazı emisyon miktarımız (1.175  milyon ton CO2e) %7 ekonomik büyümeye dayandırılarak hesaplandı (yüzde 7’lik bir büyüme gerçekleşecek mi, bu belli değil tabii). Azaltım sözü işte bu oran üzerinden veriliyor, hiçbir şey yapmadan devam etmemiz senaryosunda açığa çıkacak sera gazı miktarının yüzde 21’i azı; bu da 929 milyon ton karbondioksit eşdeğerine tekabül ediyor.

Fakat verilere göre, 2019’da toplam emisyon miktarı 2018’e göre (522 mt) %3,1 azalarak 506,1 milyon ton CO2 eşd. olarak hesaplandı, ve hiçbir şey yapmadığımız halde. 11 sene içinde business-as-usual senaryoya göre 1.175 milyon tona, azaltım yaparsak da 929 milyon tona çıkarmamız zaten pek olası görünmüyor. Zaten beyana bakarsak da 2015 yılındaki 477 milyon tonu, 929’a çıkarmaya söz vermişiz, yani neredeyse iki katına çıkarmayı… Yine farkımızı ortaya koyuyor, Yeşil İklim Fonu’ndan yararlanmak için sözleşmeyi onaylamıyor ama hiçbir şey yapmadan, verdiğimiz sözden bile daha az emisyon salıyoruz.

Olumlu şeyler de olmuyor değil tabii ki, mesela yakın zamanda TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ KÜRESEL İKLİM DEĞİŞİKLİĞİNİN ETKİLERİNİN EN AZA İNDİRİLMESİ, KURAKLIKLA MÜCADELE VE SU KAYNAKLARININ VERİMLİ KULLANILMASI İÇİN ALINMASI GEREKEN TEDBİRLERİN BELİRLENMESİ AMACIYLA KURULAN MECLİS ARAŞTIRMASI KOMİSYONU kuruldu.

Hatta Biroğlu, katıldığı toplantıda Paris’in onaylanacağına dair yeşil ışıklar yakarak, onaylamamamız durumda ekonominin tehlikeye girebileceğinin altını çizdi.

Ama her zaman dediğimiz gibi, Paris’i onaylamak çok önemli fakat yeterli değil. Niyet beyanımızı da revize ederek bir an önce iklim krizi ile mücadele konusunda adımlar atmaya başlamalıyız.

KAYNAKÇA:

https://www.mfa.gov.tr/default.tr.mfa


YEŞİL BÜLTEN

• TİCARET BAKANLIĞI TÜRKİYE’NİN TEPKİ ÇEKEN ATIK İTHALATINA KISITLAMA GETİRDİ.

Son 15 yılda atık ithalatını 173 kat artıran Türkiye’nin bu politikası son zamanlarda ülkede giderek büyüyen bir tepkiye sebep oluyordu. 2019 yılında Avrupa’dan 528,296 ton plastik atık ithal edilmesi Greenpeace başta olmak üzere sivil toplum kuruluşlarının kampanyalarıyla protesto ediliyordu. 

18 Mayıs 2021 tarihli Resmî Gazete’de yayınlanan Ticaret Bakanlığı’nın tebliğiyle etilen polimerlerden oluşan plastik atıklar “ithalatı yasak diğer atıklar” listesine kaydırıldı. Sivil toplum taleplerinin gücünü gösteren bu hareket, diğer plastik türleri için de umut ışığı oldu. Öte yandan, Plastik Sanayicileri Derneği ucuz polietilene ulaşamayacakları için plastik sektörünün zora gireceğini düşünüyor

• SIFIR ATIK ÇALIŞMALARINDA İKİNCİ AŞAMAYA GEÇİLİYOR.

12 Temmuz 2019’da Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’nın yayınladığı Sıfır Atık Yönetmeliği ile  hammadde ve doğal kaynakların etkin yönetimi ile sürdürülebilir kalkınma ilkeleri doğrultusunda atık yönetimi süreçlerinde çevre ve insan sağlığının ve tüm kaynakların korunmasını hedefleyen sıfır atık yönetim sisteminin kurulmasına, yaygınlaştırılmasına yönelik yeni kararlar alınmış, başta belediyeler olmak üzere paydaşların sorumlulukları ve eylem takvimi belirlenmişti

Artık, Sıfır Atık Projesinde yeni bir döneme geçiliyor olabilir.  Çevre ve Şehircilik Bakanlığı Sıfır Atık Yönetmeliği’nde değişiklik için taslak hazırladı. Taslakta Yönetmeliğin Çevre Ajansı ile uyumlu çalışması için bazı öneriler, zincir marketler ve 400 metrekareden büyük kapalı alana sahip satış birimlerinin atık ayrıştırma istasyonları kurmaları gibi maddeler yer alıyor. Ayrıca Yönetmelik kapsamında yapılan düzenlemelerin ve kurumların performanslarının Çevre Ajansı tarafından takip edilmesi için bir raporlama mekanizması kurulması da öneriliyor.

•TÜRKİYE 2020 İKLİM DEĞERLENDİRMESİ RAPORU YAYINLANDI.

İklim ve Zirai Meteoroloji Dairesi Başkanlığı Araştırma Dairesi Başkanlığı, 2020 İklim Değerlendirmesi raporunu yayınladı.

Rapora göre, Türkiye 2020 yılı sıcaklık ortalaması 14.9°C olarak kaydedildi, bu da 1981-2010 yılları normalinin 1,4°C üzerinde. Ve bu veriler doğrultusunda 2020 yılı 1971’den bugüne en sıcak 3.  yıl oldu. Dünya genelinde ise 2020 en sıcak yıllardan biri olarak kayıtlara geçmişti.

Yağışlara baktığımızda ise 2020 yılı alansal yağış ortalamasının 500 mm olarak gerçekleştiği belirtilmiştir, bu da 1981- 2010 normalinin (574mm) %13 altında.

Ayrıca 984 ekstrem hava olayı ile en fazla ekstrem olay yaşanan yıl olarak kayıtlara geçti.

• AMAZONLAR ARTIK KARBON EMMİYOR, AKSİNE SALIYOR.

The Guardian’da yayınlanan bir çalışmaya göre Amazon Yağmur Ormanları son 10 yılda atmosferden emdiği karbondioksitten yaklaşık %20 daha fazla salım yaptı. Araştırmaya göre  2010’dan 2019’a kadar Brezilya’nın Amazon Yağmur Ormanları 16,6 milyar ton CO2 salarken, sadece 13,9 milyar ton emebildi. Çalışmada, orman büyüdükçe emilen ve depolanan CO2 hacmiyle yakıldığı veya yok edildiği için atmosfere geri salınan CO2 miktarları karşılaştırıldı.

Çalışma ayrıca, ormansızlaşmanın -yangınlar ve açık kesim yoluyla- 2019’da önceki iki yılın herhangi birine kıyasla yaklaşık dört kat arttığını, yaklaşık 1 milyon hektardan (2,5 milyon dönüm) 3,9 milyon hektara (9,6 milyon dönüm) yükseldiğini gösterdi. Çalışmaya göre 10 yıllık süre zarfında, parçalanma, seçici kesim veya ağaçlara zarar veren ancak yok etmeyen yangınların neden olduğu bozulma, ormanların doğrudan yok edilmesinden üç kat daha fazla emisyona neden oldu.


BİZİ TAKİP EDİN 🌿

Bu ve benzeri sürdürülebilir, ekolojik ve atıksız yaşam ipuçları ve haberlerine güncel bir şekilde ulaşmak için Greenvibes’ıNil’i ve Ceren’i Instagram üzerinden takip edebilirsiniz.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: